bir de bu var: #Oha! imeem 'de kapanmış!

 

Atatürk’ün cenaze namazı neden camide kılınmadı?

Hatta Atatürk’ün cenaze namazı kılındı mı? Anadolu Ajansı’nın haberine
bakılırsa evet, kılındı. O sırada ajansın muhabiri olarak töreni takip
eden Cemal Kutay’a göre de kılındı, başkalarına göre de. İyi ama neden
herhangi bir görüntü yok ortada? Madem kılındı, tek bir fotoğraf
karesi olsun neden esirgendi milletten? Sessuzluk

Bir adım daha atalım ve artık sorulmasının zamanı gelen, o ucu zehirli
soruyu soralım: Atatürk’ün cenaze töreni boyunca neden hiçbir dinî
simgeye yer verilmedi?

Şimdi bunu sordum ya, birtakım işgüzarlar buradan kim bilir kaç demet
nane devşirecekler. Vay, Atatürk’e dinsiz dedi, falan filan. Yahu
burada ölmüş bir Atatürk’ten söz ediyoruz. Kendi cenaze törenini
kalkıp kendisi düzenleyecek değildi ya. Törenin birinci derecedeki
sorumluları, o sırada cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü ile Başbakan
Celal Bayar ve bir de Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’tır. Görünüş
böyle. Ancak her üçünün de cenaze namazı camilerde kılınmıştı ve
‘dinsel simgeler’ şöyle ya da böyle eşlik etmişti son yolculuklarına.

O zaman tekrar soralım o zehirli soruyu: Atatürk’e bu ‘ladinî’ cenaze
törenini kimler düzenledi? Dolmabahçe Sarayı’ndaki tabutunun etrafına
o kocaman 6 adet meşaleyi kimler dikti? (Güya Cumhuriyet Halk
Partisi’nin 6 okunu sembolize ediyordu bunlar. ‘Meşaleler ebediyete
kadar yanacaktır’, diyordu zamanında yayınlanan bir dergi.)

http://medya.zaman.com.tr/2008/11/09/cenaze1.jpg

Atatürk’ün kızkardeşi Makbule Hanım, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri
Hasan Rıza Soyak’ı sıkıştırıp da, “Ağabeyimin cenaze namazı hangi
camide kılınacak?” diye sormasa onu bile gürültüye getirecekleri
anlaşılıyor. Bunun üzerine Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi’ye
durum sorulmuş, o da namazın camide kılınmasının şart olmadığını
söylemiş: “Onun cenaze namazı” demiştir
Anadolu Ajansı Muhabiri Cemal Kutay 19 Kasım 1938 günü yaşanan o
görüntülenemeyen sahneyi şöyle anlatır:

“Dolmabahçe Sarayı’ndaki hazırlıklar erkence başlamıştı. Büyük ölünün
son ihtiram (saygı) nöbetini bekleyen yaverleri ve dostları, büyük
üniformalı subaylar, vali ve belediye reisi, bu hazırlıklara nezaret
ediyorlardı. (…) İçeride merasim başlamadan, ailesinin talebi ile
büyük ölünün namazı kılınmak suretiyle hususi merasim yapılıyor.
Tekbir Türkçe verilmiş, namazı İslam Tetkikleri Enstitüsü direktörü
Ord. Prof. Şerafettin Yaltkaya tarafından kıldırılmıştır.”

Hakkı Tarık Us ise kendi çıkardığı “Kurun” gazetesindeki yazısında
ilginç bir ayrıntıya yeniden dikkatimizi çekiyor. Atatürk’ün çok
sevdiği bilinen Hafız Yaşar, sandukanın başında “Türkçe ezan”
okumuştur. Muhtemelen namaz sonunda da Türkçe telkin verilmiş ve yine
Türkçe tekbirler getirilmiş olmalıdır.

Makbule Hanım ağabeyinin cenaze namazı kılınmadan gömüleceğinden
endişelenerek müdahale etmiş ve namazın kılınmasını istemiştir. Bunun
üzerine dışarıda bir camide, muhtemelen en yakında bulunan Dolmabahçe
Camii’nde cenaze namazının kılınması gündeme gelmiş, ancak
“bazıları” buna, laikliğe aykırı düşeceği endişesiyle karşı
çıkmışlar ve sarayda kılınmasını istemişler “sayısı mütevazi olan” bir
cemaat ile (kaç kişi olduğunu bilmiyoruz, 10-15 kişi olduğu tahmin
edilebilir) Türkçe ezan ve tekbirlerle kılınan cenaze namazının
ardından dua edilmiş ve böylece dinî tören tamamlanmıştır.

Ancak bu sırada bütün fotoğraf makineleri ve varsa kameralar
kapattırılmış ve herhangi bir görüntü alınmasının titizlikle önüne
geçilmiş olduğunu hatırlatalım. Elimizde böyle bir fotoğraf olsaydı
laiklik elden mi giderdi? Anlamak zor hakikaten.

Halbuki Atatürk’ün en yakın silah arkadaşlarından Fevzi Çakmak ve
İsmet İnönü’nün son anlarında ve cenaze namazlarında açıkça ‘dinsel
simgeler’ yer bulabilmiş ve hiç de laiklik elden gitmemiştir.

Peki Fevzi Çakmak’ın cenaze töreni?
Onunki zaten bir askerin değil, bir evliyanın cenaze töreni gibidir.
Üzerine Kâbe örtüsü serilmiş, tabutu yüz binlerin elleri üzerinde
taşınmış, İstanbul sokakları o gün Arapça tekbirlerle tam 7,5 saat
boyunca inlemiş ve cenaze, Eyüpsultan Mezarlığı’na, şeyhinin yanı
başına dualarla gömülmüştür.

YAZI ALINTIDIR. Kendime ait değildir. İlgimi çektiği için paylaşma gereği duydum.

kategorinin yazıları

sende birşeyler söyle!





1 yorum

korhan

onu en yakın arkadaşlarından daha iyi kim tanıyabilir?

onlar layık görmedilerse
buna daha ne denilebilir?